Şubat 06, 2026

Küresel Riskler Raporu 2026’dan İklim Notları


Küresel Riskler Raporu 2026, küresel ölçekte çalkantılı bir on yılın ikinci yarısına odaklanmaktadır. Rapor, karar vericilere mevcut krizler ile uzun vadeli öncelikler arasında denge kurmalarında rehberlik etmek amacıyla küresel riskleri üç zaman dilimi üzerinden ele almaktadır: yakın dönem (2026), kısa ve orta vade (2028’e kadar) ve uzun vade (2036’ya kadar).

Raporun birinci bölümü, dünya genelinde 1.300’ün üzerinde uzmanın katkısıyla gerçekleştirilen Küresel Risk Algısı Anketi’nin (GRPS) bulgularını sunarken; ikinci bölüm, seçilen altı tema çerçevesinde risklerin etkilerini ve aralarındaki karşılıklı bağlantıları derinlemesine analiz etmektedir. Bu çerçevede rapor, farklı zaman ufuklarında risk görünümünün nasıl değiştiğini karşılaştırmalı olarak ortaya koymaktadır.

Raporda vurgulanan zorlukların; jeopolitik şoklardan hızlı teknolojik değişime, iklim istikrarsızlığından toplumsal gerilimlere ve ekonomik risklere kadar uzanan geniş bir alanı kapsadığı belirtilmektedir. Bu zorlukların, hem karşı karşıya olunan potansiyel tehlikelerin ölçeğini ortaya koyduğu hem de bundan sonraki sürecin nasıl şekilleneceğine ilişkin ortak sorumluluğu görünür kıldığı ifade edilmektedir. 

Raporda ayrıca, kuantum teknolojilerindeki hızlı ilerlemenin; iklim ve hava durumu modellemelerinin doğruluk ve hızının artırılmasından yeni ilaçların keşfine kadar uzanan alanlarda, toplumlar ve ekonomiler açısından önemli fırsatlar sunma potansiyeline sahip olduğu değerlendirilmektedir.

Raporda, modern ekonomilerin kritik altyapılarının; deniz seviyesinin yükselmesi gibi kronik iklim riskleri ile aşırı sıcaklar, orman yangınları, seller ve fırtınalar dâhil olmak üzere ani ve aşırı hava olaylarına karşı giderek daha kırılgan hâle geldiği belirtilmektedir. Doğal afetlerden kaynaklanan ekonomik kayıpların ise küresel ölçekte istikrarlı bir biçimde arttığına dikkat çekilmektedir.

Raporda yer verilen örneklere göre, aşırı sıcaklıklar; klima kullanımındaki ani artış nedeniyle enerji şebekeleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilmekte, demiryolu ve karayolu altyapısında erime ya da deformasyonlara yol açabilmektedir. Benzer şekilde, güneş panellerinin aşırı sıcak koşullarda daha düşük verimle çalıştığı; zaman içinde şiddeti artan dolu fırtınaları nedeniyle fiziksel hasar riskiyle karşı karşıya kaldığı ifade edilmektedir.

Aşırı hava olaylarının önümüzdeki on yıl içinde hem sıklık hem de şiddet açısından artmasının beklendiği dikkate alındığında, raporda iklim hususlarının altyapı geliştirme süreçlerinin merkezine yerleştirilmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır. Bu kapsamda, iklime uyumlu tasarım yaklaşımlarının — örneğin orman yangını riski bulunan bölgelerde yangına dayanıklı yapılaşmanın — yapıların hasar görme riskini azalttığı, insan sağlığını koruduğu ve iş sürekliliğinde yaşanabilecek aksaklıkları, stok kayıplarını ve hukuki sorumlulukları sınırladığı belirtilmektedir. Raporda ayrıca, bu tür yaklaşımların ilk yatırım maliyetlerinin daha yüksek olmasına karşın, bakım ve sigorta giderlerinde sağlanan uzun vadeli tasarruflarla çoğu durumda dengelenebildiği ifade edilmektedir.

Küresel Riskler Raporuna erişmek için tıklayınız.